24/9/2009 · Kategori: Arkeoloji

Foto: Araştırmacı Gazi İskender Akdoğu ve Ali Bektaş Meryem Ana evi yıl : 1995
EFES MERYEM ANA EVİ
Efes yakınlarında Bülbül Dağı’ndaki Meryem Ana’nın son yıllarını geçirdiğine inanılan evin öyküsü, yapımı, planı ile evin bulunmasına vesile olan Anna Catherine Emmerich hakkında ayrıntılı bilgiler içeren kitap, yöreye ait planlar ve gravürlerle de zenginleştirilmiştir. Kitap halen Yapı Kredi Sermet Çifter Araştırma Kütüphanesi’nde Nadir 145 / PAN adı ile kayıtlı olup orijinal adı Panaghia-Capouli ou Maison de la Sainte Vierge (Panaya-Kapulu ya da Meryem Ana evi) 1896 tarihli Paris baskısıdır. Almanya’nın Dülmen kasabası Augustinus tarikatı üyelerinden olan rahibe Emmerich (1774-1824), Meryem Ana, İsa ve Havarilerin yaşamları ile ilgili hayaller gören bir gizemciydi. Kötürüm olan rahibe Almanya dışına hiç çıkmadığı halde transa geçerek Meryem Ana’nın evi ve mezarının konumlarını, yabani çiçeklerine varıncaya kadar kesin bir ayrıntı ile tarif etmiş ve evin Efes yakınında bir dağda bulunduğunu söylemişti. Bu öngörüleri Alman şair ve romancısı Clemens Brentano Vie de la Sainte Vierge, Catherine Emmerich ( Kutsal Meryem Ana’nın Hayatı) adlı kitabında yazıya geçirdi. Önce Almanca, 1878’de de Fransızca olarak yayımlanan bu kitap büyük bir tartışma başlattı.
Emmerich’in öngörülerini okuyup tesir altında kalan rahip Gouyet, 1881’de Panaya’nın ilk araştırmacısı olarak Paris’ten Filistin’e, daha sonra İzmir’e gitmiş, ancak bahsedilen bu yeri bulamamıştır. On yıl sonra 1891’de Lazaristlerin başı Eugéne Poulain bu özel vahiy kitabını biraz da şüphe ile okuduktan sonra, Emmerich’in anlattıklarının doğrululuğunu yerinde incelemek için bir heyet kurdu. Bu heyete, kolay inanmayan Rahip Jung’u da dahil etti. Heyet, Catherine Emmerich’in anlattıklarını doğrulamak için değil , çürütmek gayesi ile kurulmuştu. 27 Temmuz 1891’de yanlarına Ayasuluğ’dan (Selçuk) Mustafa adlı bir kılavuzu da alarak Meryem Ana’nın evini aramaya başladılar. Dağa tırmanırken pusula ile Catherine Emmerich’in anlattığı yön ve patika yolları takip ediyorlardı. 2 günlük sonuçsuz araştırmalardan sonra 29 temmuz 1891 günü saat: 11.00’de Bülbül Dağı’nda bir düzlüğe çıktıklarında hepsi sıcaktan ve susuzluktan bitkin bir halde idi. İleride tütün tarlasında çalışan kadınlar gördüler: Bu kısmı orijinal kitaptan dinleyelim ‘‘ {…} tek istedikleri su idi. Nero! Nero! su, su diye bağırıyorlardı! Kadınlar “ Burada su yok, ancak manastırın altındaki kaynaktan içebilirsiniz” diyerek on dakikalık bir yolu gösterdiler. Koştular. Oraya vardıklarında bir sürprizle karşılaştılar, büyük ağaçların altında, yıkılmış eski bir ev veya küçük bir manastır vardı!... Birden akıllarına bir düşünce geldi. Bu geçtikleri tarla ve düzlük…bu antik yıkıntılar..bu isim Panaya-Kapulu, ‘Meryem kapısı’ ….sivri kayalar…arkadaki dağ….denizin görüntüsü…??? Ne ! Burası aradıkları ev yada mezar mı!.... Kalpleri heyecanla çarpıyordu. Çabuk ! Emin olmalıydılar! Catherine Emmerich’in anlattığına göre , evin bulunduğu dağın tepesinden bakılınca bir taraftan Efes öbür taraftan deniz görülüyordu. Denizin doğudaki Efes’ten daha yakın olması gerekiyordu. Heyecandan yorgunluklarını, susuzluğu, sıcağı, her şeyi unutmuşlardı. Dağın tepesine koştular. İşte sağda Ayasuluğ (Selçuk), Prion ve Efes’i nal gibi çevreliyordu; işte solda deniz, Samos (Sisam) adası görülüyordu ’’ s. 11-12.
Her şey Rahibe Catherine Emmerich’in anlattıklarına uyuyordu. 2 gün boyunca evi ve kalıntıları incelediler. İzmir’e dönerek gördüklerini anlattılar. 15 gün sonra yeni heyetler gelerek incelemeler yaptılar ; kalıntıların ayrıntılı plan ve resimlerini çizdiler. Meryem Ana’nın evinin bulunuşu tüm dünyada ilgi ile karşılandı. 31 Aralık 1892’de Fransız Hastanesi müdiresi Rahibe Marie de Mandat Gransey ev ve civarını satın aldı, böylece mülkiyeti Lazaristlere geçti. Tüm inceleme ve araştırmalardan sonra İzmir Başpiskoposu Monsenyör A.P. Timoni 1892 yılında Panaya Kapulu Kilisesinde ayin yapılmasına onay verdi. 1896 yılından itibaren Hıristiyanlar haç ziyaretine başladı. 1951’de ev restore edildi, devlet tarafından asfalt yol yaptırılarak çevre milli park haline getirildi.
Konuyla ilgili kitaplarda, Meryem Ana’nın son günlerini Efes’te geçirdiği iddiasına kaynak olarak şunlar gösterilmektedir. Meryem Ana ismini taşıyan Çifte Kiliseler Efes’te bulunmaktadır. 431 yılındaki Konsil’den sonra yazılan mektuplardan birinde ‘ Aziz Yuhanna’nın Meryem Ana ile birlikte geldiği Efes Şehri ’ ibaresi kullanılmıştır. Hz. İsa’nın çarmıha gerilişinde, annesini Aziz Yuhanna’ya emanet eden sözleri olduğu belirtilmiştir. Aziz Yuhanna’nın da Efes’e geldiği ve burada ölmesi, mezarının burada olması, dolayısı ile Meryem Ana’yı da buraya getirmiş olması düşüncesi yaygındır. Eski Efesli, Çirkinceli (Şimdiki Şirince) Rumların da yüzlerce yıldır Meryem Ana’nın uykuya daldığı 15 Ağustos ‘Dormition’ (Göğe yükseliş) gününü, 4 km uzaktan gelerek her yıl burada anmaları iddiayı desteklemektedir.Arkeologlar tarafından Meryem Ana evi kalıntılarında yapılan araştırma ve kazılarda, bu kalıntıların temel kısımlarının MS. 1. yüzyıldan, üst kısımlarının ise MS. 4. yüzyıldan kalma olduğu belirlenmiştir.
Gazi İskender AKDOĞU Ekim 2001
Yapı Kredi Kültür Sanat
Sermet Çifter Araştırma Kütüphanesi
Bülteni sayı: 3’de yayınlanmıştır.
0 yorum yazılmıştır
« Önceki :: Sonraki »